Tarihsel Süreçlerde Çeşitli Toplumlarda Kadının Yeri Ve Feminizm
İnsan avcı-toplayıcı olduğu dönemlerden bugüne kadın ve erkek olarak yaşamını sürdürürken yaşamın içinde sürekli bir mücadele vermektedir. İlk toplumlar kadının doğurganlığından yola çıkarak anaerkil yapıda gelişirken bu dönemde kadının söz sahibi olduğu görülür.
Neolitik yaşam ve toprağa bağlı yerleşik düzene geçiş sağlanırken. Sabanın kullanılmaya başlaması ile Tunç Çağı’nda erkeğin üstünlüğü söz konusu olmuş ve ataerkil toplum yapısına geçiş süreci başlamıştır. Bu gelişmelerin yanı sıra Anadolu ve Mezopotamya’da kurulan birçok uygarlıkta kadının çeşitli görevlerde yer aldığı ve bazı haklara sahip olduğu görülmektedir. Anadolu uygarlıklarından biri olan Hititlerde kadının yargıç olarak görev alması mümkünken Sumerler Mezopotamya’da kadına siyasi haklar veriyordu.
Antik Yunan’a baktığımızda ise tersi bir durumun varlığı söz konusuyken kadın burada değersiz bir metaya dönüşüyordu. Kadın hiçbir hakkı olmayan ve alınıp satılabilen bir malzeme olarak batıda önemsiz addediliyordu. Anadolu coğrafyası için Selçuklu Devleti döneminde ve Osmanlı imparatorluğunda kadın gittikçe içine kapanan bir yapıya bürünürken Teokratik devlet anlayışları karşısında eve kapanan ve hakları kısıtlanan bir kadın tipinden söz etmek mümkündür.

Feminizmin Doğuşu
- yüzyıla gelindiğinde Aydınlanma Dönemi’nin de etkisi ile kadınlar bir mücadele dönemine girmişlerdir. Kadınların hak arayışları siyasi, sosyal ve toplumsal alanlarda çeşitli biçimlerde sürmüş ve bunun sonucunda da çeşitli hakların elde edilmesiyle neticelenmiştir.
Feminizm kavramının doğuşu kadınların erkeklere karşı eşit haklara sahip olmak için verdikleri mücadelenin sonucudur. Ataerkil yapıların oluşturduğu olumsuzluklar bu mücadele ile ortadan kaldırılmaya çalışılmaktadır.
Feminizm hareketi 19-21. Yüzyıl aralığında oluşmuş ve üç dalga şeklinde gelişim göstermiştir. Feminizm temel aldığı konular kadının toplum içindeki yapısı, görevi, üstlendiği roller, ataerkil yapılar, cinsiyetçi yaklaşımlar, erkeğin egemenliğindeki siyasi yapılanmalardır.
Feminizm kavramının ortaya çıkışında kadınların toplumsal yaşamda biz de varız diyebilmeleri için gerçekleşen eylemler rol alır. Feminist olarak adlandırılan ve bu düşüncenin savunucusu olan bireylerin en büyük mücadeleleri ataerkil toplum yapılarının önüne geçmek üzere oluşmuştur.
Kadının birçok bakımdan verilmeyen hakları cinsiyet ayrımcı yaklaşımların varlığı 19. Yüzyıldan itibaren kadınların hak arayışını hızlandırmıştır.
Kadının toplum içinde hak ettiği değeri görememesi ve haklarını kullanma konusunda sürekli engellenmesi ataerkil düzene karşı bir başkaldırının oluşmasında etkiliydi.
Aydınlanma dönemine gelinceye kadar çeşitli baskılara maruz kalan kadınlar bazı toplumlarda meta olarak görülmüş ve alınıp satılan bir mal muamelesine maruz kalmıştır. Bazı toplumlarda söz hakkı tanınmaması, değersizleştirilmesi söz konusuyken Aydınlanma Dönemi ile birçok şey yeniden şekillenmiştir.

Feminizm kavramının 18. Yüzyıla tarihlenmesi söz konusuyken günümüzde kavramın bir bilim alanı olarak kabul edildiği bir gerçektir. Üç dalga şeklinde gelişen feminist hareketin düşünce akımlarından etkilendiği görülmektedir.
Birinci Dalga: 19.yy sonu 20.yy başında kadınlar temel haklarına yönelik beklentilerini dile getirmeye başlamıştır. Oy kullanma talepleri ve eğitim hakları bu dönemde talep ettikleri haklar arasındadır.
- İkinci Dalga: 1960’lar kadınların kendi bedenleri üzerindeki söz haklarına sahip olmak istedikleri dönemi kapsamaktadır.
- Üçüncü Dalga: 1990’lar üçüncü dalganın başladığı yıllardır. Kadına yönelik şiddet, cinsellik bu dönemin temasıdır.
Feminizm, bilimsel bir alan olarak ele alındığında felsefe, sosyoloji, politika gibi disiplinleri de kapsaması söz konusudur. Feminizm birçok konuyu ele alırken bu konular arasında kadın erkek eşitliği, kadınların iş ve eğitim alanlarında eşit haklara sahip olması, her alanda istenen genel bir eşitlik anlayışı, şiddetin önlenmesi, tecavüz ve tacizlerin son bulması gibi birden fazla konu üzerinde şekillenmektedir.
Birinci Dalga Hareketi
19.yüzyılın sonunda ortaya çıkan bu hareket 20.yüzyılın başına kadar sürmüştür. Bu dönemde kadınların talepleri olmuş ve bu talepler eğitim, oy kullanma ve mülkiyet hakkına yönelik şekillenmiştir. Eğitimde fırsat eşitliği isteyen kadınlar siyasi hakları konusunda da isteklerini dile getirmişler ayrıca mülkiyet hakkı talep etmişlerdir. Kadınların ev yaşamına yönelik bir dizi eleştiri bu dönemde gerçekleşmiş kadının ev dışındaki yaşamı da gündeme gelmiştir.
Birinci dalga hareketine özgü bir yaklaşımla konu ele alınırken temel haklar konusunda bu yıllardaki eksikliklerinin olması sebebiyle talep edilenler bu yönde olmuştur. Kadınların mücadele içine girdikleri konulardan biri de ırkçılıktır.
İkinci Dalga Hareketi
İkinci dalga hareketi 1960’larda ortaya çıktığında kadınlar teknolojik gelişmelerden sağlık alanında eşit bir şekilde yararlanmaları gerektiği yönünde eylemler gerçekleştirdiler. Simone de Beauvoir bu dönemde çalışmaları ile öne çıkıyordu.
Döneme özgü bir yaklaşımla ataerkil yapılar eleştirilmeye devam edilmiş ve kadın bedeni üzerindeki erkek denetiminin sonlanması istenmiştir. Bu dönemin özelliklerinden biri de feminizmin tüm kadınlar için yapılıyor olmasıdır.
Üçüncü Dalga Hareketi
Bu hareketin başlaması ise 1990 ‘lara denk gelmektedir. Bu dönemdeki istekler ise kadınları ilgilendiren sorunların evrensel boyutta ele alınması yönündeydi. Eğitimin yaygınlaşması özellikle üzerinde durdukları bir konuydu ve kadınların bilinçlenmesini çok önemsiyorlardı.
Feminizmin kelime olarak ilk kez Fransa’da kullanıldığı görülürken yaklaşık olarak bu tarih 1830’lara denk gelmektedir. Kadınlara erkeklerle eşit olma hakkının tanınmasını isteyen akım, toplumsal siyasal ya da sosyal yaşamda kadına bir insan olarak haklarının iade edilmesini talep ediyordu.
Rönesans, hümanizma akımının gelişmesine yol açarken Reform hareketleri ile Laik dünya görüşü ve bilimsel düşünceye verilen önemin artışı söz konusu olmuştur. Rönesans ve Reformun getirdiği koşullar yeni bir düzenin de şekillenmesinde etkili olurken ardından gelen Aydınlanma Dönemi ile her alanda değişimin yaşandığı gözlemlenir.
Felsefenin bilime dönüşmesi bu dönemin özellikleri arasında yer alırken demokrasi ve liberalizm kavramları güçlenmeye başlamıştır. Feminist yaklaşımların ekonomik alanda yaşanan gelişmelere paralel olarak şekillendiği görülmektedir. Bu durumun oluşmasında da Sanayi Devrimi’nin ve modernleşme süreçlerinin etkisi söz konusudur.

Kadının ekonomik yönden bağımsızlığına kavuşması kendisine ait haklarını talep etmesinde etkili bir sebeptir. Ataerkil toplum yapısına bir başkaldırı şeklinde gelişen feminist hareketler 1960’lı yıllarda erken feminist yaklaşım süreçlerini yaşamıştır. Bu dönemin beklentisi seçim hakları üzerine odaklanmıştı. Dünya genelinde birçok ülkede kadınlara seçim hakkı farklı tarihlerde verilirken Birinci Dünya Savaşı’nın yaşandığı yıllarda kadının daha fazla siyasi ve sosyal olaylarda yer aldığı görülüyordu.
Ardından gelen 1990’lar farklı bakış açılarının gelişmesinde etkili olurken bir takım kavramsal tartışmaların yapılması bu dönemde gerçekleşmiştir. Feminist teorinin kendi içinde birden fazla yaklaşımı barındırması dikkat çeken bir yönüdür.
Feminizm kadın hareketleri ile bir bütündür ve bu disiplini anlamanın yolu kadın hareketlerinin anlaşılmasını gerekli kılmaktadır. Feminizmin ataerkil düzeni ortadan kaldırma gayreti çoğu zaman ulaşılamaz bir hayal olarak görülürken kadın ve erkeğin eşit haklara sahip bir yaşam sürmesi modern toplumlarda daha uygulanır bir model olmaktadır.
Feminizm kendi içinde dahi bir bütünlük arz edemeyen yaklaşımlardan oluştuğundan bu durum farklı bakış açılarının da oluşmasında etkilidir. Bu noktadan hareketle ortaya çıkan feminizm türleri ise çeşitli biçimlerde feminizm kavramını kendi bakış açıları ile açıklamaya çalışır. Feminist teorinin kendi içindeki bu farklılıkların sebebi geliştirdiği farklı yaklaşımlar olmaktadır.
Bazı Feminizm Türleri
- Modern feminizm
- Liberal feminizm
- Kültürel feminizm
- Sosyalist feminizm
- Radikal feminizm
- Postmodern feminizm